Tunceli’de yıllar önce kaybolan Gülistan Doku’nun akıbeti hâlâ karanlıkta. Bu karanlık sadece bir kayboluşun değil, aynı zamanda kamu vicdanında açılan derin bir yarığın da simgesi haline geldi. Çünkü mesele artık sadece bir kayıp vakası değil; aynı zamanda sürecin nasıl yürütüldüğü, hangi ihmallerin yapıldığı ve kamu görevlilerinin sorumluluğunun ne olduğu sorularıyla büyüyen bir güven krizidir.
Bir ülkede adalet, yalnızca suçluların bulunmasıyla değil, sürecin şeffaf ve titiz yürütülmesiyle de sağlanır. Ancak Gülistan Doku dosyasında, kamuoyuna yansıyan iddialar ve tartışmalar, bu şeffaflığın yeterince sağlanamadığı yönünde ciddi kuşkular doğurdu. Arama çalışmalarının kesintiye uğraması, bazı delillerin gerektiği gibi değerlendirilemediği yönündeki iddialar ve sürecin zaman zaman ağır aksak ilerlemesi, vatandaşın devlete olan güvenini zedeledi.
Valilik ve diğer kamu kurumlarının bu tür olaylarda üstlendiği rol son derece kritiktir. Çünkü devlet, en zor anında vatandaşının yanında olduğunu hissettirmek zorundadır. Oysa bu olayda, kamuoyunda oluşan algı tam tersine işaret ediyor: Yeterince hızlı hareket edilmediği, bazı noktaların üzerine kararlılıkla gidilmediği ve sürecin etkin yönetilmediği düşüncesi yaygın.
Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta var: Bir olayın aydınlatılması kadar, o olayın nasıl ele alındığı da toplumun hafızasında yer eder. Eğer süreçte ihmal, koordinasyon eksikliği ya da hatalı kararlar varsa, bunların da en az olayın kendisi kadar ciddiyetle incelenmesi gerekir. Çünkü adaletin gecikmesi, çoğu zaman adaletin yokluğu kadar yıkıcıdır.
Gülistan Doku’nun ailesi yıllardır bir cevap bekliyor. Ama aslında cevap bekleyen sadece bir aile değil; toplumun tamamı. “Ne oldu?” sorusu kadar “Neden bulunamadı?” ve “Süreç neden böyle ilerledi?” soruları da cevapsız kalmamalı.
Devletin gücü, hatasız olmasında değil; hatalarıyla yüzleşebilmesinde ve bunları düzeltebilmesinde yatar. Bu nedenle, bu tür olaylarda yapılması gereken en doğru şey, sürecin bağımsız ve şeffaf şekilde yeniden değerlendirilmesidir. Eğer bir usulsüzlük, ihmal ya da eksiklik varsa, bunun ortaya çıkarılması yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda bir zorunluluktur.
Gülistan Doku hâlâ bulunamadı. Ama kaybolan sadece bir genç kadının izi değil; aynı zamanda adalete duyulan güvenin bir parçası. O güvenin yeniden inşa edilmesi ise ancak açık, dürüst ve kararlı bir iradeyle mümkün.
Kayıp Bir Genç Kadın, Kayıp Bir Güven
Popüler Haberler
MAKAMLAR GEÇİCİ , MİLLET KALICIDIR
Paylaş Facebook Whatsapp Twitter Demokrasilerde tartışılması gereken en önemli konulardan biri şudur: Asıl olan milletin iradesi midir, yoksa makamların gücü müdür? Devleti ayakta tutan kurumlar elbette önemlidir. Ancak o kurumların…








