Her yıl coşkuyla, neşeyle, umutla kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı bu kez yüreğimizde bir buruklukla karşılandı. Çünkü bayramlar, sadece takvimdeki bir gün değildir; bayramlar, toplumun ruh halinin aynasıdır. Ve bu yıl o aynaya baktığımızda, çocukların gözlerindeki ışıltının yerini gölgeye bıraktığını görüyoruz.
Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar… Sadece o şehirlerin değil, tüm ülkenin kalbine dokundu. Bir çocuğun gülüşü eksildiğinde, aslında bir ülkenin geleceği eksilir. O yüzden bu bayram, sadece süslenen kürsülerden, okunan şiirlerden ibaret değil; aynı zamanda bir sorgulama günüdür.
Biz çocuklara nasıl bir dünya bırakıyoruz?
Bayramlarda çocukları sevindirmenin yolu sadece balonlar, şekerler, törenler değildir. Onlara güvenli bir hayat sunabilmek, korkmadan büyüyebilecekleri bir ortam oluşturmak, en az bayram kadar önemlidir. Çünkü çocuk dediğimiz şey; yarın demektir, umut demektir, gelecek demektir.
Ama bugün o umut, o gelecek, bazı şehirlerde gölgelenmiş durumda.
Şanlıurfa’da yaşananlar, Kahramanmaraş’taki acılar… Bunlar sadece birer haber başlığı değil. Bunlar, çocukların zihnine kazınan izlerdir. Ve o izler, ne yazık ki kolay silinmez.
İşte bu yüzden bu yıl 23 Nisan’ı kutlamak, biraz daha sessiz, biraz daha derin bir anlam taşıyor. Coşkuyu kaybetmeden ama acıyı da unutmadan… Çünkü gerçek bayram, sadece güldüğümüz gün değil; aynı zamanda birbirimizin yarasını sardığımız gündür.
Belki bugün meydanlar eskisi kadar kalabalık değil, belki çocukların sesi biraz daha kısık… Ama unutmamak gerekir ki, bu bayramın ruhu hâlâ yaşıyor. O ruh, çocukların gözlerinde yeniden parlayacağı günü bekliyor.
Ve bize düşen görev açık:
O ışığı yeniden yakmak.
Çünkü bir ülkenin en büyük sorumluluğu, çocuklarının bayramını gerçekten bayram gibi yaşatabilmesidir.





