Bir çocuğun dünyası annesinin sesiyle, babasının gölgesiyle başlar. Güvenle büyür, sevgiyle kök salar. Henüz 14 aylık… Hayatı yeni yeni tanıyor. Kelimeleri yok belki ama hisleri var. Korkuyu tanıyor, sesi yükselince irkilmeyi biliyor, bir el sert kalktığında titremeyi öğreniyor.

Ve o çocuk, babasının yanında dövülüyor.

Bu cümleyi yazmak bile ağır. Çünkü burada yalnızca bir şiddet olayı yok; burada bir ömür boyu taşınacak bir iz var. 14 aylık bir bebek, henüz konuşamaz ama travmayı kaydeder. Beyni gelişim çağında olan bir çocuğun şiddete tanık olması, onun güven duygusunu paramparça eder. Babası onun için sığınaktır; o sığınakta şiddetin yaşanması, dünyanın güvenli bir yer olmadığı mesajını verir.

Şiddet sadece vurulanın canını yakmaz. İzleyen çocuğun ruhunu da yaralar.

Toplum olarak çoğu zaman “küçük daha, hatırlamaz” diyerek kendimizi kandırıyoruz. Oysa bilim başka bir şey söylüyor: Erken yaşta maruz kalınan ya da tanık olunan şiddet, ileriki yaşlarda kaygı bozukluklarına, güvensiz bağlanmaya, hatta şiddeti normalleştirmeye kadar uzanan zincirler kuruyor. Yani bugün atılan bir tokat, yarının kırılmış bir ruhuna dönüşebiliyor.

Daha da acısı şu: Bir çocuğun yanında babasına şiddet uygulanması, otoriteyi, saygıyı ve aile içindeki dengeyi de yerle bir eder. Çocuk için baba güçlü olandır. Güçlü olanın düşürülmesi, çocuğun iç dünyasında korku ve çaresizlik üretir. Bu tablo, sadece bir aile dramı değil; toplumsal bir yaradır.

Şiddeti meşrulaştıran her dil, her tavır, her “ama” ile başlayan cümle bu yarayı büyütür. Hiçbir gerekçe, bir çocuğun gözlerinin önünde yaşanan şiddeti açıklayamaz. Çünkü çocuklar adaletin, merhametin ve insanlığın turnusol kağıdıdır. Onların gözyaşı, toplumun aynasıdır.

Bu yüzden mesele yalnızca bir baba ve bir bebek değildir. Mesele, nasıl bir toplum olmak istediğimizdir. Çocukların korkuyla değil, güvenle büyüdüğü bir ülke mi? Yoksa şiddetin sıradanlaştığı, gözlerin alıştığı bir coğrafya mı?

14 aylık bir çocuk konuşamaz belki. Ama biz konuşabiliriz. Susmak, şiddetin tarafı olmaktır.

Çocukların gözlerinin önünde değil, kalplerinin içinde sevgi bırakalım. Çünkü onlar yarının yetişkinleri değil sadece; bugünün vicdanıdır.