Türkiye turizminin zor bir dönemden geçtiği artık herkesin malumu…
Otel fiyatları yüksek, restoran fiyatları yüksek, ulaşım pahalı, tatil yapmak vatandaş için her geçen gün daha da zorlaşıyor. Yabancı turistin tercihleri değişiyor, yerli turist ise bütçesine uygun tatil arayışında.
Tam da böyle bir dönemde ana akım medyada sürekli aynı haberleri görüyoruz:
“Yunan adaları daha ucuz…”
“Türkler Yunan adalarına akın ediyor…”
“Yunan adalarında tatil Türkiye’den daha hesaplı…”
“Türk turist soluğu Yunan adalarında aldı…”
Peki, bu haberleri yapanlar hiç düşünmüyor mu?
Bu haberlerin Türk turizmine nasıl bir etkisi oluyor?
Elbette basın gerçekleri yazmalıdır. Gazetecinin görevi, toplumun bilmesini istemediği gerçekleri de ortaya koymaktır. Ancak haber yapmakla, başka bir ülkenin turizm destinasyonunu adeta ücretsiz reklam kampanyasıyla tanıtmak arasında da fark vardır.
Bugün milyonlarca insan ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Vatandaş tatil yapmak istiyor ama karşısına yüksek fiyatlar çıkıyor. Televizyonu açıyor, internet sitesine giriyor, haber kanallarına bakıyor ve sürekli aynı mesajla karşılaşıyor:
“Yunan adaları daha ucuz!”
Bu haberlerin ardından vatandaşın zihninde doğal olarak şu düşünce oluşuyor:
“Türkiye’de tatil yapamıyorsam Yunanistan’a giderim.”
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Bugün Yunanistan, Türk turistleri kazanmak için ciddi bir strateji uyguluyor. Kapıda vize uygulamasıyla Türkiye’den Yunan adalarına ulaşımı kolaylaştırdı. Türkiye’nin Ege kıyılarına birkaç saat mesafedeki adalar, Türk vatandaşları için cazip hale getirildi. Nitekim son yıllarda Türk vatandaşlarının Yunan adalarına ilgisinde ciddi artış yaşandığı belirtiliyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Kendi turizm merkezlerimizin sorunlarını çözmek yerine, her gün Yunan adalarının reklamını yapıyoruz.
Elbette sorunları saklayalım demiyorum.
Türkiye’de fiyatlar pahalıysa yazalım.
Bir restoranda fahiş fiyat varsa ortaya çıkaralım.
Otel hizmet kalitesi fiyatla örtüşmüyorsa eleştirelim.
Vatandaşın neden Yunan adalarına yöneldiğini araştırıp çözüm önerileri sunalım.
Ancak bir haberin dili çok önemlidir.
“Türkiye’de fiyatlar yüksek, vatandaş Yunanistan’a gidiyor” demek başka bir şeydir.
“Yunan adaları harika, ucuz, Türkiye’den daha avantajlı” algısı oluşturmak ise bambaşka bir şeydir.
Birinci yaklaşım gazeteciliktir.
İkincisi ise farkında olmadan başka bir ülkenin turizm propagandasına dönüşebilir.
Bugün Türkiye turizmi sadece yabancı turist için değil, kendi vatandaşımız için de mücadele ediyor. Türk vatandaşının Türkiye’de tatil yapabilmesi gerekir. Ancak bunun yolu Yunan adalarını kötülemekten geçmez.
Tam tersine, Türkiye’nin kendi sorunlarını görmesi gerekir.
Bir vatandaş neden Bodrum yerine Kos’u tercih ediyor?
Neden Çeşme yerine Sakız Adası’na gidiyor?
Neden Marmaris’ten Rodos’a geçiyor?
Bu soruların cevabını aramak zorundayız.
Çünkü mesele Yunan adaları değildir.
Mesele, Türkiye’de tatilin neden pahalı hale geldiğidir.
Mesele, bir ailenin birkaç günlük tatil için neden aylarca para biriktirmek zorunda kaldığıdır.
Mesele, bir restoranda yemek yemenin neden lüks haline geldiğidir.
Mesele, otel fiyatları ile vatandaşın gelir düzeyi arasındaki makasın neden bu kadar açıldığıdır.
Bunları konuşmak yerine her gün Yunan adalarını ekranlara taşımak, Türkiye’deki turizm sektörünün sorunlarını çözmez.
Tam tersine, vatandaşın zihninde “Türkiye pahalı, Yunanistan ucuz” algısını daha da güçlendirir.
Oysa Türkiye’nin Yunanistan’dan eksiği yoktur.
Bizim denizimiz var.
Bizim güneşimiz var.
Bizim tarihimiz var.
Bizim kültürümüz var.
Bizim mutfağımız var.
Bizim insanımız var.
Türkiye, dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biridir. Antalya’dan Muğla’ya, İzmir’den Aydın’a, Mersin’den Çanakkale’ye kadar bu ülkenin her köşesi ayrı bir turizm değeridir.
Ancak bugün asıl yapmamız gereken, bu değerleri daha ulaşılabilir hale getirmektir.
Vatandaş kendi ülkesinde tatil yapamıyorsa, bunun sorumluluğunu Yunan adalarında aramayalım.
Önce kendimize bakalım.
Fiyatlarımızı gözden geçirelim.
Hizmet kalitemizi yükseltelim.
Fahiş fiyat uygulamalarına son verelim.
Turizm sektörünü sadece birkaç aylık yüksek kazanç anlayışından kurtaralım.
Ve en önemlisi, Türk vatandaşını kendi ülkesinde turist olmaktan çıkarmayalım.
Ana akım medyaya da burada büyük görev düşüyor.
Haber yapılmasın demiyoruz.
Ama haberin nasıl yapıldığına dikkat edilsin.
Bir ülkenin turizm merkezlerini eleştirirken, diğer ülkenin turizm merkezlerini göklere çıkarmak gazetecilik adına sorgulanmalıdır.
Çünkü bugün yapılan her haber, milyonlarca insanın tatil tercihini etkileyebilir.
Bugün ekranlarda “Yunan adaları ucuz” diye verilen her haber, belki de yarın Türkiye’deki bir otelin, restoranın, esnafın, taksicinin ve turizm çalışanının müşterisini kaybetmesine neden olabilir.
Basın elbette gerçekleri yazmalıdır.
Ancak gerçekleri yazarken kendi ülkesinin ekonomik gerçeklerini de göz ardı etmemelidir.
Türkiye turizmi zaten ciddi bir rekabetin içindedir.
Yunanistan da bu rekabetin içindeki en önemli rakiplerimizden biridir. Turizm sektöründen gelen açıklamalarda, Yunanistan’ın Türk turistleri çekmek için vize kolaylıkları ve çeşitli ekonomik adımlarla stratejik bir politika izlediği ifade ediliyor.
Böyle bir ortamda medya kuruluşlarının haber dili daha da önem kazanmaktadır.
Sorunları saklamayalım.
Ama kendi ülkemizi de sürekli kötüleyerek, başka ülkeleri sürekli parlatmayalım.
Çünkü Türkiye’nin turizm sorunu, Yunan adalarının reklamını yapmakla çözülmez.
Türkiye’nin turizm sorunu, Türkiye’yi daha kaliteli, daha hesaplı ve daha ulaşılabilir hale getirerek çözülür.
Unutmayalım:
Bir ülkenin turizmi sadece otellerle değil, o ülkenin kendi vatandaşının ülkesine duyduğu güven ve tercih ile de ayakta kalır.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Ana akım medya Yunan adalarının haberini yaparken gerçekten haber mi yapıyor, yoksa farkında olmadan başka bir ülkenin turizm reklamını mı yapıyor?