Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorun nedir diye sorsak, milyonlarca vatandaşın vereceği cevap büyük ölçüde aynı olacaktır: Geçim sıkıntısı.
Market raflarındaki fiyatlar her geçen gün biraz daha yükselirken, emekli maaşları ayın ortasını zor görürken, asgari ücretli temel ihtiyaçlarını karşılamak için hesap yapmak zorunda kalırken, vatandaşın gerçek gündemi hayat pahalılığıdır. İnsanlar ev kiralarını, faturalarını, çocuklarının eğitim masraflarını nasıl karşılayacağını düşünmektedir.
Ancak ülkenin gündemine baktığımızda bambaşka tartışmaların öne çıktığını görüyoruz. Günlerdir, haftalardır siyasi partilerin iç meseleleri, mahkeme süreçleri ve “mutlak butlan” gibi hukuki kavramlar konuşuluyor. Elbette hukuk da siyaset de demokrasinin önemli unsurlarıdır. Ancak vatandaşın mutfağındaki yangın büyürken, insanların cebindeki para her geçen gün erirken, bu tartışmaların toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulması kolay değildir.
Sokaktaki vatandaş sabah işe giderken mutlak butlanı değil, ekmek fiyatını düşünüyor. Emekli, siyasi polemikleri değil, maaşının ay sonuna yetip yetmeyeceğini hesaplıyor. Gençler ise siyasi çekişmelerden çok gelecek kaygısı taşıyor, iş bulma umuduyla yaşam mücadelesi veriyor.
Demokrasilerde siyaset, vatandaşın sorunlarına çözüm üretmek için vardır. Eğer siyaset gerçek gündemden uzaklaşırsa toplumla arasındaki bağ da zayıflar. İnsanların beklentisi kavga değil çözüm, polemik değil proje, tartışma değil refahtır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kimin koltuğa oturacağından çok vatandaşın sofradaki ekmeğinin büyümesidir. Çünkü boş tencerenin sesi, siyasi tartışmaların gürültüsünden çok daha yüksek çıkar.
Gündemimiz geçim olmalıdır. Çünkü vatandaşın hayatına dokunmayan hiçbir siyasi tartışma, ekonomik gerçeklerin önüne geçemez.








